11 Temmuz 2026 tarihli düzenleme, kamuoyuna çoğunlukla “LFP bataryalara vergi muafiyeti geldi” başlığıyla yansıdı. Ancak düzenlemenin teknik anlamı bundan daha dar, ekonomik anlamı ise çok daha geniştir.
Getirilen avantaj bütün lityum bataryaları, batarya modüllerini veya konteyner tipi enerji depolama sistemlerini kapsamıyor. Düzenleme yalnızca:
8507.60.00.00.21 GTİP’li, lityum demir fosfat esaslı, prizmatik ve gerilimi 4,9 voltu geçmeyen lityum iyon hücrelerin ilave gümrük vergisini 31 Aralık 2026’ya kadar yüzde sıfıra indiriyor.
Başka bir ifadeyle normal gümrük vergileri, KDV ve diğer mali yükümlülükler bakımından genel bir “vergi muafiyeti” yok. Sıfırlanan kalem İlave Gümrük Vergisi—İGV. Üstelik bu kolaylık altı aydan kısa sürecek geçici bir pencere niteliğinde.
Bu kısa süre, kararın yalnızca yerli üretimi teşvik eden klasik bir gümrük politikası olmadığını; aynı zamanda Türkiye’de hızla büyüyen enerji depolama yatırım portföyünün tedarik ihtiyacını yönetmeye yönelik bir geçiş düzenlemesi olduğunu düşündürüyor.
Düzenleme yalnızca muafiyet getirmedi: Çok sayıda üründe İGV artırıldı
11508 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, genel olarak ithalatı kolaylaştıran bir karar değildir. Aksine düzenleme, seçilmiş birçok üründe İGV oranını yükselten, bazı yeni ürünlere İGV getiren ve yalnızca birkaç stratejik üründe istisna tanıyan karma bir tarife değişikliğidir.
Değişikliklerle, menşe ülkeye ve ilgili GTİP alt pozisyonuna göre farklılaşmakla birlikte öne çıkan artışlar şu şekildedir:
| Ürün grubu | Önceki İGV | Yeni İGV | Değişim |
|---|---|---|---|
| Motosiklet dış lastikleri | %10 | %15 | +5 puan |
| Sicim, ip ve halatlardan eşya | %8 | %20 | +12 puan |
| Elmaslı aşındırıcı taş ve çarklar | %15 | %25 | +10 puan |
| Bazı temperli emniyet camları | %0 | %5 | +5 puan |
| İskele, kalıp ve tahkimat ekipmanları | %10 | %15 | +5 puan |
| Bazı diş açma takımları | %8,8 | %30 | +21,2 puan |
| Bazı delme takımları | %25 | %30 | +5 puan |
| Bazı motor aksam ve parçaları | %7 | %15 | +8 puan |
| Bazı el pompaları | %8,3 | %15 | +6,7 puan |
| Bazı fren ve tekerlek parçaları | %7–10 | %10–13,3 | +3 ila 3,3 puan |
| Bazı tıbbi sarf malzemeleri | %10 | %15 | +5 puan |
Bunun yanında bakır borular, alaşımlı çelik yarı mamuller, seramik izolatörler, taşıt parçaları, yağ keçeleri, tıbbi cihaz parçaları ve bazı makarna ürünleri bakımından da yeni oranlar veya yeni GTİP kırılımları oluşturuldu.
Dolayısıyla kararın genel yönü “ithalat vergilerini indirme” değil; ithalatı seçici biçimde pahalılaştırırken, yatırım ve üretim açısından kritik görülen birkaç ara girdiye kontrollü istisna tanıma yaklaşımıdır.
Bu istisnalardan biri otomobil üretiminde kullanılacak belirli kilit parçalarına, biri üretimde kullanılacak 12 veya 24 volt araç içi soğutuculara, diğeri ise 4,9 volt altındaki prizmatik LFP hücrelere yöneliktir. LFP hücreleri diğerlerinden ayıran unsur, istisnanın belirli bir nihai kullanım şartına değil, 31 Aralık 2026 tarihine kadar geçerli genel bir süre sınırına bağlanmış olmasıdır.
Neden özellikle “4,9 volt altı prizmatik LFP hücre”?
Bu GTİP tanımının teknik karşılığı, çoğunlukla 3,2 volt nominal gerilimli prizmatik LFP batarya hücreleridir.

Bugün şebeke ölçekli enerji depolama sistemlerinde kullanılan 280 Ah, 300 Ah, 314 Ah ve daha yüksek kapasiteli prizmatik LFP hücrelerin önemli bölümü bu ürün sınıfına girer. Bu hücreler daha sonra Türkiye’de veya başka bir ülkede:
- seri ve paralel bağlanması,
- modül veya doğrudan rack yapısına alınması,
- busbarlarla birleştirilmesi,
- BMS ile izlenmesi,
- sıvı veya hava soğutma sistemine bağlanması,
- yangın güvenliği altyapısının oluşturulması,
- kabinet veya konteyner içine yerleştirilmesi,
- PCS, trafo, EMS ve SCADA ile bütünleştirilmesi
ile birleştirilerek bir BESS çözümüne dönüştürülür.
Dolayısıyla gümrük düzenlemesi, komple batarya konteynerinin ithalatını değil, batarya sisteminin en kritik ve en yüksek katma değerli girdisi olan hücrenin ithalatını geçici olarak kolaylaştırıyor.
| Ürün seviyesi | Genel teknik karşılığı | Yeni düzenlemedeki durum |
| ≤ 4,9 V | Tek prizmatik LFP hücre | 31.12.2026’ya kadar İGV %0 |
| 4,9–400 V | Modül, düşük/orta gerilimli paket | İGV koruması sürüyor |
| > 400 V | Yüksek gerilimli paket veya rack | İGV koruması sürüyor |
| Komple konteyner BESS | Batarya, BMS, termal sistem ve bazen diğer bileşenler | Gerçek GTİP ve ürün kapsamına göre ayrıca değerlendirilir |
Bu tercih iki farklı biçimde okunabilir:
- Türkiye, hücreyi şimdilik ithal edip modül, rack, pack ve sistem entegrasyonunu içeride yapmak istiyor olabilir.
- Yerli LFPO batarya hücresi üretimi ekonomik ölçeğe ulaşana kadar, depolama projelerinin hücre maliyetleri nedeniyle durmasını engellemek istiyor olabilir.
Muhtemelen politika her iki amacı aynı anda taşımaktadır. Bu, yerli hücre üretiminin terk edildiği anlamına gelmez. Tam tersine, yerli hücre üretimi yeterli hacme ve kaliteye ulaşana kadar pack ve BESS üretim hatlarının hammaddesiz kalmasını önleyen bir köprü politikası olabilir.
Fakat aynı yapı yanlış yönetilirse Türkiye’yi kalıcı biçimde “ithal hücreyi kutulayan ülke” konumuna da getirebilir.
Asıl tartışılması gereken konu budur.
Altı aylık süre bize ne anlatıyor?
Düzenlemeye baktığımızda en dikkat çekici tarafı, sürenin son derece kısa olması. Kararda istisnanın 31 Aralık 2026’da sona ereceği açıkça belirtilmektedir.
Kararda gerekçe açıklanmadığı için kesin konuşamayız. Ancak piyasa yapısına bakıldığında bu kadar kısa tutulmasınının nedeni olarak birkaç güçlü ihtimal ortaya çıkıyor.
İlk ihtimal, Türkiye’de kurulmuş veya kurulmakta olan pack ve BESS montaj hatlarının 2026 yılı siparişleri için hücre tedariğini finansman da %30luk bir marj sağlayarak hızlandırmak ve kolaylaştırmak.
İkinci ihtimal, yine buna bağlı olarak depolamalı GES ve RES yatırımlarının hücre maliyeti nedeniyle ertelenmesini önlemek.
Üçüncü ihtimal, olası mevcut yerli hücre üretim kapasitesinin ticari olarak yükselmesine kadar geçici bir ithalat penceresi açmak. Diyelim ki kurulmakta olan bir ya da bir kaç hücre fabrikasına zaman tanınıyor olsun. İşin gerçeği bir batarya pil/hücre fabrikasının yatırım, kurulum, proses doğrulama, formasyon, yaşlandırma, kalite sınıflandırması, müşteri kabulü ve banka kabul edilebilir ürün hâline gelme süreci birkaç ayda tamamlanamaz. Yine de kamuoyu tarafından bilinmeyen devam eden proje ya da projelere zaman tanımak bu amaçlardan biri olabilir.
Dördüncü ihtimal ise ithalatçıların ve yerli üreticilerin 2027 öncesinde stok ve proje tedariği yapmasına imkân vermek.
Muhtemelen düzenleme bu amaçlardan yalnızca birine değil, birkaçına birden hizmet ediyor.
Ortada somut bir durum var ve şunu söylüyor. Bu düzenlemenin herhangi bir kalıcı sanayi politikasıyla ilgisi yok. Çünkü kalıcı bir sanayi politikası kurulmak istenseydi:
- birkaç yıllık yatırım dönemi tanınabilir,
- üretim kapasitesine bağlı kademeli vergi uygulanabilir,
- yerli katkı oranına göre farklılaştırma yapılabilir,
- hücre üretim yatırımının devreye girmesine bağlı bir takvim oluşturulabilirdi.
Bunun yerine yaklaşık altı aylık bir süre verilmesi, düzenlemenin amacının belirttiğimiz gibi daha çok acil tedarik rahatlatması ve/veya proje teslimatlarını yıl sonuna yetiştirme imkânı olduğunu düşündürtüyor.
Kararın gerekçesinde bu amaç açıkça ifade edilmiyor. Ancak piyasa verileri ve depolama lisanslarının geldiği aşama birlikte değerlendirildiğinde şu çıkarım öne sürülebilir:
Türkiye, bir yandan yerli batarya hücresi üretimini korumaya ve teşvik etmeye çalışırken, diğer yandan yüzlerce depolamalı üretim projesinin aynı zaman aralığında hücre tedarikine yönelmesi nedeniyle oluşabilecek maliyet ve teslimat baskısını geçici olarak azaltmaktadır.
Tabi ki bu naçizane bir yorumumdur; düzenlemede açıklanmış resmî gerekçe değildir.
Yine de burada şu kritik soru karşımızda çıkıyor: Ya 1 Ocak 2027’de yerli hücre arzı yeterli seviyeye gelmezse ne olacak?
Hücrelere yeniden yüzde 30 İGV uygulanırken hazır paketler de ithalatta koruma altında kalırsa, yerli pack üreticisinin(montaj imalatçısının) en önemli girdisi tekrar pahalanacak. Bu durumda koruma, yerli montajcıyı desteklemek yerine onun maliyetini yükselttiği gibi sadece 6 aylık bir nefesten ibaret kalacak.
Bu nedenle geçici istisna tek başına bir sanayi politikası olamaz. Ancak üretim takvimiyle eşleştirilmişse anlamlı bir sanayi politikası aracına dönüşebilir diye düşünüyorum.
Türkiye’nin önünde ne büyüklükte bir depolamalı pazarı var?

Türkiye’nin bugüne kadar oluşturduğu oldukça büyük bir depolamalı üretim portföyü bulunuyor. 12 Temmuz 2026 tarihli EPDK web sitesinde yer alan DGES ve DRES veri setlerine göre tablo şu şekilde:
| Portföy | Proje adedi | Üretim gücü | Depolama gücü | Depolama kapasitesi |
| DGES lisans | 59 | 1.990,35 MWe | 2.208,30 MWe | 2.302,62 MWh |
| DRES lisans | 33 | 2.837,45 MWe | 2.162,98 MWe | 2.834,19 MWh |
| DGES önlisans | 338 | 12.847,03 MWe | 13.671,42 MWe | 14.118,51 MWh |
| DRES önlisans | 241 | 16.901,45 MWe | 19.104,52 MWe | 19.370,96 MWh |
| Toplam | 671 | 34.576,28 MWe | 37.147,22 MWe | 38.626,28 MWh |
Bunların bir kısmı mevcut lisanslı tesislere yapılacak depolama yatırımları olmakla birlikte, ağırlıklı kısmı doğrudan depolama+GES ve/veya RES yatırımı şeklinde projelerdir. Kâğıt üzerindeki toplam depolama portföyü bu şekilde yaklaşık 38,6 GWh. Bu rakam küçümsenecek bir rakam değil. İşletmeye geçtiği resmi olarak açıklanan 130MWh’lık kısım gözönüne alındığında portföy ile gerçek pazar arasında büyük bir fark bulunduğu görülüyor.
| Kaynak | Tesis | İl | İşletmedeki depolama kapasitesi |
| DGES | Pamuk GES | Gaziantep | 40,50 MWh |
| DGES | Artuklu-1 GES | Mardin | 40,47 MWh |
| DGES | OZE Depolamalı GES | Eskişehir | 34,15 MWh |
| DRES | Ege RES | İzmir | 15,18 MWh |
| Toplam | 4 proje | 130,29 MWh |
Elbette önlisansların tamamının yatırıma dönüşeceğini kabul etmek gerçekçi değildir. Nitekim EPDK’dan çektiğimiz veri setinde 112 aktif ön lisansın öngörülen süresinin geçmiş olduğu görülüyor, süre uzatımı ya da lisansa dönüşüm işlemi yoksa bu projelerin geleceği için pek hayralamet bir durum olarak tanımlanmayabilir. Finansman, bağlantı, arazi, ÇED, imar, ekipman tedariki ve elektrik piyasası gelirleri nedeniyle projelerin bir bölümünün de eleneceğini öngörüyorum.
Ancak yine de projelerin yalnızca üçte birinin gerçekleşmesi hâlinde bile Türkiye birkaç yıl (belki de bir yıl) içinde 5 GWh’nin üzerinde şebeke ölçekli batarya talebi oluşturabilir. EPDK veri setlerinin sürekli güncellenmemesi ve süre uzatımı, lisans dönüşüm işlemlerinin zamanında EPDK web sitesine aktarılmamasından dolayı bu tahmini yürüttüğümü belirtmek isterim.
Bu hacim, batarya pil/hücre üretim yatırımı açısından küçümsenmeyecek bir başlangıç pazarıdır. Fakat tek başına küresel ölçekte rekabetçi bir hücre fabrikasının sürdürülebilirliği için yeterli olmayabilir. Çünkü hücre fabrikası yalnızca ilk yatırım dönemindeki proje siparişleriyle değil, uzun yıllara yayılan sürekli talep ve ihracatla beslenmek zorundadır.
Lisanslı Depolamalı pazarı için üç senaryo
İşletmede olan 130,29 MWh çıkarıldığında teorik olarak yaklaşık 38,50 GWh portföy kaldığını belirtmiştik. Pazar tahminlerini 3 ayrı senaryoda çeşitlendirdiğimizde aşağıdaki tabloyla karşılaşırız.
| Senaryo | Kalan portföyün gerçekleşme oranı | Yeni BESS ihtiyacı |
| Temkinli | %25 | Yaklaşık 9,62 GWh |
| Orta | %40 | Yaklaşık 15,40 GWh |
| Hızlı büyüme | %60 | Yaklaşık 23,10 GWh |
Bu hesap yalnızca depolamalı GES ve RES projelerini kapsıyor.
Oysa Elektrik Piyasasında Depolama Faaliyetleri Yönetmeliği kapsamında pazar bundan daha geniştir. Tedarik veya toplayıcı lisansına sahip şirketler en az 2 MW gücünde müstakil depolama tesisleri kurabiliyor. Mevcut üretim santrallerine depolama eklenebiliyor. Aylık mahsuplaşmalı lisanssız üretim tesislerinde depolama kurulabiliyor. Teknik şartları sağlayan tesisler yan hizmetlere ve dengeleme güç piyasasına katılabiliyor.Dolayısıyla Türkiye’nin potansiyel batarya pazarı dört ayrı ana kanaldan oluşuyor denilebilir:
Depolamalı GES ve RES projeleri, müstakil depolama, mevcut üretim tesislerine bütünleşik depolama ve sanayi/lisanssız GES öz tüketim uygulamaları.
Pazarın Geri kalanı
Türkiye’de batarya talebini oluşturabilecek Depolamalı taahhüdü veren GES-RES dışında üç ayrı ana piyasa kanalı bulunuyor. Yukarıda da bahsini ettiğimiz
1. Mevcut üretim tesislerine bütünleşik depolama
Üretim lisansı sahipleri mevcut santrallerine depolama ünitesi ekleyebilir. Bu alan yalnızca yeni depolamalı GES lisanslarını değil, hâlihazırdaki GES, RES ve diğer üretim tesislerini de potansiyel müşteri hâline getiriyor.
2. Müstakil depolama tesisleri
Tedarik veya toplayıcı lisansına sahip şirketler, 2 MW’tan az olmamak üzere bir veya birden fazla müstakil depolama tesisi kurabilir.
Bu tesisler; gün öncesi piyasası, gün içi piyasası, dengeleme güç piyasası, yan hizmetler, enerji arbitrajı, portföy dengeleme gibi alanlarda değerlendirilebilir.
Burada önemli bir kavram hatasına dikkat etmek gerekir: Tedarik şirketlerinin kuracağı tesisler zorunlu olarak “müstakil depolamalı GES-RES” değildir. Bunlar üretim tesisi olmadan doğrudan şebekeye bağlı müstakil elektrik depolama tesisleri olabilir.
3. Tüketim noktasına veya Lisanssız tesislere eklenecek depolama
Aylık/saatlik mahsuplaşma yapılan ve çağrı mektubu bulunan lisanssız üretim tesislerine de depolama eklenebilmesi mümkündür.
Bu pazarda bataryanın temel amacı şebekeye enerji satmak değildir: öz tüketimi artırmak, üretim-tüketim zaman farkını azaltmak, puant gücü düşürmek, sözleşme gücü aşımını önlemek, enerji kalitesi ve sürekliliğini geliştirmek olacaktır.
Türkiye’nin sanayi ve ticarethane çatılarındaki lisanssız portföyü düşünüldüğünde, teknik olarak DGES/DRES lisanslarından çok daha geniş bir potansiyel vardır. Ancak bu pazarın açılması için batarya fiyatlarının, elektrik tarifelerinin, mahsuplaşma kurallarının ve yatırım geri dönüş sürelerinin birbirini desteklemesi gerekir.
Gümrük verileri ne söylüyor? Türkiye hücre mi, hazır paket mi ithal ediyor?
Bu yazımızın temelini oluşturan batarya pil/hücre ithalatında TÜİK dış ticaret verilerine göre 8507.60.00.00.21 GTİP’li 4,9 volt altı prizmatik LFP hücrelerin ithalatı aşağıdaki tabloda verilmiştir.
| Dönem | İthalat değeri | İthalat miktarı | Çin’in değer bazında payı |
|---|---|---|---|
| 2025 | 24,10 milyon USD | 2.940.633 kg | yaklaşık %99,6 |
| 2026 – 11 Temmuz tarihli rapor | 14,47 milyon USD | 1.815.999 kg | yaklaşık %99,9 |
2025 ve 2026 toplamında yaklaşık 38,57 milyon dolarlık LFP hücre ithalatı yapılmış; ithalatın neredeyse tamamı Çin’den gelmiştir. Bu tablo sayesinde ayrıca Türkiye’de yapılan batarya yatırımlarının önemli bölümü henüz hücre kimyası, aktif malzeme ve elektrot üretiminden ziyade ithal hücrenin pack ve sistem seviyesinde entegrasyonuna dayandığı çıkarımında bulunabiliriz.
Bu durumu küçümseyerek değersiz bir üretim eleştirisinde bulunmak pek doğru değil. Çünkü güvenilir bir BESS’in mekanik ve elektrik tasarımı, hücre eşleştirmesi, BMS algoritmaları, PCS entegrasyonu, termal yönetimi, yangın güvenliği, haberleşme ve SCADA mimarisi, şebeke kodu uyumu, EMS yazılımı, garanti ve performans yönetimi yüksek mühendislik kabiliyeti gerektirir.
Ancak hücre ithal edilip diğer bileşenlerin önemli kısmı da dışarıdan alınıyorsa, yerli faaliyet giderek “konteyner içinde montaj” düzeyine düşebilir. Sanayi politikasının temel sorusu tam olarak budur.
4,9 volt üzerindeki LFP paketleri nde durum değerlendirmesini yaptığımızda ise durumun aslında daha vahim olduğunu ve bu alanda tam bir ithalatçı konumunda olduğumuzu görüyoruz.
8507.60.00.00.22-4,9 volt üzeri–400 volta kadar prizmatik LFP akümülatörler ve 8507.60.00.00.23- 400 volt üzerindeki prizmatik LFP akümülatörler alt gümrük pozisyonlarında 2025 ve 2026 rapor dönemi toplamında bu iki grupta 205,57 milyon USD (14.797.414 kilogram ürün)’lik ithalat işin vahamiyetini sergiliyor denilenebilir. Yine bu İthalatın değer bazında yaklaşık yüzde 90’ı Çin’den geliyor. Tabi ki bu ürünlerin tamamına doğrudan “şebeke ölçekli rack” veya “konteyner BESS” demek mümkün değil. Aynı GTİP gruplarında telekom bataryaları, evsel enerji depolama paketleri, forklift bataryaları, marin sistemler, otomotiv paketleri, endüstriyel DC sistemler de bulunabilir.
Yine de 4,9 volt altındaki batarya/ pil hücre ithalatının yaklaşık beş katı kadar yüksek gerilimli paket ithalatı yapılmış olması önemli ve de sorunlu bir işarettir. Türkiye yalnızca pil/hücre ithal edip burada pack üretmiyor. Yüksek miktarda hazır veya yarı hazır batarya paketi de ithal ediyor. Peki Yüzde 30 vergiye rağmen hazır paketler neden hâlâ gelebiliyor? Çünkü kısa ve acısız Çin’de oluşan fiyat seviyesi çok düşük.
Aşağıda EnergyTrend’in 5 Haziran 2026 tarihli göstergelerine göre:
| Ürün | Çin ortalama fiyatı |
| Enerji depolamaya mahsus prizmatik LFP hücre | 0,37 RMB/Wh |
| Prizmatik LFP batarya paketi | 0,51 RMB/Wh |
Yaklaşık 7,2 RMB/USD varsayımıyla bunlar sırasıyla:
- hücrede yaklaşık 51 USD/kWh,
- pakette yaklaşık 71 USD/kWh
seviyesine karşılık geliyor. EnergyTrend bu fiyatları Çin tedarik zincirindeki üretici ve alıcı görüşmelerinden türetilmiş piyasa göstergeleri olarak yayımlıyor. (Energytrend)
BloombergNEF’in 2025 çalışmasında da küresel sabit enerji depolama paketi fiyatı ortalama 70 USD/kWh olarak hesaplandı. Bu değer, sabit depolama segmentinde bir önceki yıla göre yüzde 45 düşüş anlamına geliyor. (BloombergNEF)
100 MWh örneği
Çin’de 71 USD/kWh seviyesindeki bir LFP pack için:
| Hesap | Tutar |
| 100 MWh pack bedeli | Yaklaşık 7,1 milyon USD |
| %30 İGV | Yaklaşık 2,1 milyon USD |
| İGV sonrası değer | Yaklaşık 9,2 milyon USD |
Bu hesaba nakliye, sigorta, finansman, normal gümrük yükleri, KDV, saha entegrasyonu, PCS, trafo, OG sistemi ve EPC dahil değil. Yalnızca yüzde 30 İGV, 100 MWh’lik bir ürün üzerinde yaklaşık 2,1 milyon dolarlık bir koruma duvarı oluşturuyor.
Peki bu vergiye rağmen hazır paketler nasıl ithal edilebiliyor?
Çünkü Çinli üreticiler:
- çok büyük ölçeklerde üretim yapıyor,
- hücreyi, modülü, BMS’yi ve konteyneri aynı tedarik zincirinde üretiyor,
- düşük finansman maliyetine erişiyor,
- ürünlerini uzun süreli garantiyle sunabiliyor,
- bankalar ve yatırımcılar tarafından tanınan referanslara sahip,
- yüksek kapasite kullanımı sayesinde sabit giderleri çok geniş bir üretime yayıyor.
Yerel üreticinin yalnızca “Türkiye’de üretildi” demesi ne yazık ki bu avantajları ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle bu %30’luk muafiyeti yerli pack üreticisi için kısa bir fırsat penceresi olarak değerlendirmek gerekiyor.
Yerli pack üreticisi için gerçekten bir fırsat var mı?
Var. Üstelik 4,9 volt altı hücre istisnası bu fırsatı özellikle büyütüyor. Çin’de hücre fiyatı 0,37 RMB/Wh, paket fiyatı 0,51 RMB/Wh ise hücre ile paket arasındaki fark yaklaşık: 0,14 RMB/Wh, yani yaklaşık 19–20 USD/kWh.
Bu fark yerel üreticinin şu maliyetleri karşılaması gereken alandır:
- busbar ve bağlantı elemanları,
- modül veya rack gövdesi,
- BMS,
- sensörler,
- kontaktör ve sigortalar,
- termal yönetim,
- yangın güvenliği,
- işçilik,
- test ve kalite kontrol,
- üretim firesi,
- garanti karşılığı,
- işletme sermayesi ve finansman.
Hazır pakete %30 İGV uygulanırken hücreye İGV uygulanmaması durumunda yerli üreticinin teorik hareket alanı yaklaşık 40 USD/kWh seviyesine kadar genişliyor.
Başka bir ifadeyle gümrük düzenlemesi yerli pack üreticisine şunu fısıldıyor: “Hücreyi vergi ödemeden getir; bitmiş paket hazır %30 koruma duvarının arkasında iken bu farkı kullanarak Türkiye’de değer yarat.”
Bu, teoride doğru bir sanayi politikası olarak nitelendirilebilir. Ancak yerli üreticinin düşük fireyle üretim yapabilmeli, güvenilir BMS ve termal tasarım geliştirebilmeli, hücre eşleştirme ve yaşlandırma süreçlerini yönetebilmeli, uzun dönemli garanti verebilmeli, uluslararası sertifikasyonları tamamlayabilmeli, yatırımcı ve bankalara performans güveni sunabilmeli ki sanayi politikası olarak başarılı olabilisin.
Aksi hâlde %30 vergi muafiyeti, yerli üreticinin rekabetçiliğini değil, müşterinin daha pahalı ürün satın almasını sağlar.
Türkiye’de hangi batarya fabrikaları var?
Türkiye’de “batarya fabrikası” ifadesi dikkatli kullanılmalı. Çünkü batarya hücresi/pil üretmek, ithal hücreden modül yapmak ve hazır rack’leri konteyner içinde birleştirmek aynı şey değildir. Aşağıda en çok bilinen LFPO içerikli paketleme (pack) ve hücre imalat(?) fabikalarının bir listesi mevcut.
| Şirket / tesis | Konum | Faaliyet seviyesi | Açıklanan kapasite |
| Pomega | Polatlı, Ankara | Prizmatik LFP hücre (pilot tesis) ve kurulum aşamasında olan LFP hücre imalat hattı, modül, pack ve BESS | 3 GWh kurulu kapasite |
| REAP Battery | Tuzla-Orhanlı, İstanbul | BESS montajı ve sistem üretimi; hücre yatırımı planı | 5 GWh |
| Maxxen | Ortaklar OSB, Aydın | Hithium ortaklığıyla BESS üretimi | 5 GWh hedef |
| ASPİLSAN Enerji | Kayseri | Silindirik lityum iyon hücre ve pack- LFPO Üretim Planı (2026 Nisan Açıklaması) | 220 MWh |
| Orbit Enerji | Türkiye | 48 V LiFePO₄ telekom ve endüstriyel paketler | Kamuya açık doğrulanmış GWh bilgisi yok |
| Ottomotive | Kocaeli | Haberleşme altyapısına yönelik batarya sistemleri | Kamuya açık doğrulanmış GWh bilgisi yok |
Pomega, 2023’te devreye alınan tesisinde yıllık 3 GWh kurulu kapasite açıkladı. ONE ile yapılan iş birliğinde 2026’da 2 GWh, 2027’de ise yıllık 5 GWh seviyesine ulaşacak 314 Ah LFP hücre üretimi hedefleniyor. (POMEGA) Kontrolmatik ve iştirakleri için finansal yeniden yapılandırma başvurusu yapılmış olmakla birlikte, KAP açıklamasında amacın faaliyetlerin kesintisiz sürdürülmesi olduğu belirtiliyor. Pomega’da 2026 başında CEO ve CFO atamalarıyla üst yönetim yeniden yapılandırıldı. Bu nedenle finansal sorun ile fabrikanın teknik üretim kabiliyetini birbirinden ayırmak gerekir. (Kap)
Fakat başka bir ayrımı da unutmamak gerekiyor, 3 GWh kurulu hat kapasitesi, yılda 3 GWh A sınıfı, satılabilir ve müşteri tarafından kabul edilmiş hücre üretildiği anlamına gelmez. Gerçek başarı için kapasite kullanım oranı, first-pass yield, çevrim ömrü, garanti performansı ve fiili sevkiyat verileri görülmelidir. Keza Pomega’nın pilot hücre üretim hattından sonra kurmaya başladığı yeni 3GWh kapasiteli hattın kurulumunun bitmediği bilinmektedir.
REAP Battery, İstanbul’daki tesisinde yıllık 5 GWh BESS üretim kapasitesi açıklıyor ve hücre üretim yatırımı üzerinde çalıştığını belirtiyor. (Reap Battery | Reap Battery)
Maxxen ise Aydın Ortaklar OSB’de Hithium ile yaptığı stratejik iş birliği çerçevesinde yıllık 5 GWh hedefli otomatik BESS paketleme üretim hattı kurduğunu açıklıyor. (hithium.com)
ASPİLSAN’ın Kayseri’deki yıllık 220 MWh kapasiteli tesisi ise şebeke ölçekli prizmatik LFP’den farklı olarak ağırlıklı biçimde silindirik hücre segmentinde bulunuyor. Buna rağmen elektrot, hücre montajı, elektrolit dolumu, formasyon ve yaşlandırma süreçlerinde gerçek hücre üretim kabiliyeti oluşturması bakımından önemli. Ayrıca bu yıl yaptıkları açıklama doğrultusunda Koreli Top Material ile iş birliği yaparak Türkiye’de LFP (lityum demir fosfat) batarya hücresi üretecek. Koreli şirketle 5,2 milyon dolarlık anlaşma imzalandı. (ASPİLSAN’dan dev hamle: Türkiye’de LFP batarya üretecek! | DonanımHaber)
Türkiye’de fabrika sayısının pack üreticilerinin arttığını görüyoruz. Fakat bu fabrikaların bir kısmı gerçek hücre üreticisi, bir kısmı pack üreticisi, bir kısmı ise sistem entegratörü. Bunların aynı başlık altında toplanması, sanayi politikasının başarısını olduğundan büyük gösterebilir. Bu durumda 8507.60.00.00.21 GTİP’li 4,9 volt altı prizmatik LFP hücrelerin üretimin halen tam anlamıyla yapılmadığı söylenebilir.

Dünya beklemiyor: Rekabet her yıl daha da zorlaşıyor
Türkiye kendi iç pazarını oluşturmaya çalışa dursun küresel enerji depolama sektörü çok hızlı bir şekilde büyüyor.
BloombergNEF’e göre 2025’te pompaj depolama hariç dünya genelinde 112 GW/307 GWh yeni elektro kimyasal bataryalı enerji depolama kapasitesi kuruldu. Bu, güç bazında 2024’e göre yüzde 48 büyüme anlamına geliyor. IEA’nın farklı metodolojiyle hesapladığı değer ise 108 GW civarında. (BloombergNEF)
2025’te küresel şebeke ölçekli enerji depolama hücresi sevkiyatı 556,74 GWh’ye ulaştı ve bir yılda yaklaşık yüzde 97 arttı.
Hücre tarafında ilk beş üretici:
- CATL
- Hithium
- EVE Energy
- CALB
- BYD
olarak sıralanabilir. (InfoLink Consulting)
Komple enerji depolama sistemlerinde ise 2025’in önde gelen tedarikçileri Tesla, Sungrow, BYD, Huawei ve CRRC Zhuzhou Institute oldu. (InfoLink Consulting)
2026’nın yalnızca ilk çeyreğinde küresel ESS sevkiyatı 126,4 GWh’ye ulaştı. (InfoLink Consulting)
Bu rakamlar Türkiye açısından önemli bir gerçeği gösteriyor. Türkiye’nin 38,6 GWh’lik teorik DGES ve DRES portföyü yerel pazar açısından çok büyük; ancak küresel üreticiler açısından yaklaşık bir aylık veya birkaç aylık sevkiyat hacmine karşılık gelebiliyor.
Bu nedenle Türkiye’de kurulacak bir hücre fabrikası yalnızca iç pazara güvenerek küresel ölçekte yaşayamaz. İhracat yapması gerekir. Ya da ihracat yapmadan nasıl yaşar, işte bu soruya da fotovoltaik panel ve hücre imalatı hikayesi çok iyi bir cevap veriyor. Hep yerinde sayarak!
Fotovoltaik panel tecrübesi bize ne anlatıyor?
Türkiye yaklaşık 15–16 yıldır fotovoltaik güneş paneli üretimini destekliyor.
Bu süreçte:
- yatırım teşvikleri,
- KDV ve gümrük avantajları,
- yerli katkı destekleri,
- YEKA şartları,
- ithalat gözetimi,
- referans kıymet uygulamaları,
- anti-damping önlemleri,
- kamu ihalelerinde yerlilik kriterleri
uygulandı.
Sonuçta Türkiye’de çok sayıda fv panel fabrikası kuruldu ve yüksek bir nominal modül üretim kapasitesi oluştu. Bu, istihdam, mühendislik, kalite kontrol, cam, alüminyum çerçeve, bağlantı kutusu ve lojistik açısından belirli bir sanayi altyapısı yarattı. Fakat panel üretiminin kalbi olan fotovoltaik hücrelerde dışa bağımlılık devam etti. Aşağıda sunmuş olduğum TÜİK verilerine göre her yıl yarım milyar USD’lik hücre ithal edilmeye devam ediyor.
| Yıl | FV hücre ithalatı | Çin’den ithalatın payı |
|---|---|---|
| 2024 | 446,22 milyon USD | yaklaşık %99,3 |
| 2025 | 480,63 milyon USD | yaklaşık %98,6 |
Bu rakamlar, Türkiye’deki geniş FV panel montaj kapasitesinin hâlâ büyük ölçüde ithal hücreyle çalıştığını gösteriyor. Evet Anti-damping ve gözetim önlemleri panel ithalatını zorlaştırarak içeride FV panel montajını artırdı. Ancak aynı politikalar, tek başına polisilikon, ingot, wafer, rekabetçi hücre üretimi, üretim makinesi, kimyasal ve sarf malzemesi ekosistemini aynı ölçüde geliştiremedi.
Ortaya çıkan yapı büyük ölçüde şu şekilde oldu:
İthal hücre + ithal veya kısmen yerli ara malzeme + Türkiye’de laminasyon ve modül montajı + ağırlıklı olarak korunan iç pazara satış.
Bu modelin tamamen başarısız olduğunu iddia edemem. Ülkemize panel üretiminde iş gücü, kalite, EPC bilgisi ve bölgesel ihracat kabiliyeti kazandırdı. Bazı firmalar uluslararası pazarlara açıldı ve yurt dışında üretim hattı yatırımları yaptı. Fakat sektörün geneline bakıldığında, koruma önlemlerinin küresel ölçekte bağımsız ve ihracatçı bir hücre teknolojisi ekosistemi oluşturduğu söylenemez.
Özel bir teşvik programı olan HIT 30 destek programı ve GES yatırımlarında teşvik alabilmek için yerli fv hücre şartı koşulmasıyla 2023 yılından beridir ivmelenen fotovoltaik hücre üretim hattı yatırımlarının yukarıdaki ithalat tablosundan da anlaşılacağı üzere ithalatın önlenmesine neredeyse hiç katkısı olmadığı gibi, ihracat anlamında da önemli bir artışın gözlemlenmediğini söyleyebiliriz. Yine de benzer bir sürecin batarya hücresi üretiminde olup olmayacağını zaman gösterecek.
Bataryada aynı hata tekrarlanır mı?
Batarya sektöründe de aynı şu senaryonun tekrarlanması mümkündür:
- Hücre veya komple sistem ithalatına yüksek vergi uygulanır.(Yazının ana konusu)
- Türkiye’de çok sayıda rack, pack ve konteyner montaj hattı kurulur.
- Yatırımcılar yüksek gümrük duvarıyla korunan iç pazara satış yapar.
- Hücre, BMS’nin kritik bileşenleri, PCS, aktif malzemeler ve üretim makineleri ithal edilmeye devam eder.
- İç pazar yavaşladığında fabrikalar kapasite kullanım sorunu yaşar.
- İhracat için gerekli maliyet, sertifikasyon, marka, finansman ve garanti gücü oluşturulamaz.
Bu durumda nominal olarak “yerli batarya üretimi” artar; fakat ülke hücre teknolojisi, kimya, aktif malzeme veya küresel ihracat bakımından sınırlı ilerleme kaydeder.
Fotovoltaik panel sektöründe oluşan kapalı döngünün benzeri ortaya çıkar:
Gümrük koruması → içeride montaj kapasitesi → ithal kritik girdi → korunan iç pazar → sınırlı(sıfır)küresel rekabet.
Batarya sektöründe başarılı model ise farklı olmak zorundadır.
- Pack üretimi bir başlangıç basamağı olarak kabul edilmeli.
- Yerli üretim tanımı yalnızca kutulama ve montaja dayanmamalı.
- Hücre üretiminde enerji yoğunluğu, çevrim ömrü, güvenlik ve maliyet hedefleri aranmalı.
- Kamu desteği üretim miktarına değil, performansa ve ihracata bağlanmalı.
- Teşvik alan fabrikalar için teknoloji yol haritası ve Ar-Ge taahhüdü oluşturulmalı.
- Katot/anot aktif malzemesi, elektrolit, separatör ve geri dönüşüm yatırımları birlikte planlanmalı.
- İç pazardaki depolama ihaleleri üreticilere sınırsız fiyat koruması sağlamamalı.
- Yerli üretici, Çin malından yalnızca gümrük duvarı sayesinde değil, kalite, teslimat, garanti ve finansman sayesinde ayrışmalı.
- Bu madde biraz iddialı olacak ; ama doğrudan devlet ya da yarı devlet şirketlere batarya hücresi üretimi yaptırılmalı, soğuk savaş dönemi hikayelerinden bizzat devlet eliyle temel hammaddelerinin üretimini de içeren kamu iktisadi teşebbüsleri kurulmalıdır. Burada hikaye Aspilsan, Eti Maden, TÜBİTAK gibi kurumlarla desteklenen esnek bir ya da birkaç yapıya bağlanmalıdır.
Geçici İGV/Vergi sıfırlaması yerli üretimle çelişiyor mu?
İlk bakışta, yerli hücre üretimi teşvik edilirken ithal LFP hücresinin İGV’sinin sıfırlanması çelişkili görünebilir.Ancak yerli hücre üretim kapasitesi henüz talebi karşılamıyorsa, yüksek ithalat vergisi şu sonuçları doğurabilir:
- Depolamalı GES yatırımlarının CAPEX’i yükselir.
- Finansman fizibilitesi bozulur.
- Lisans yükümlülükleri zamanında yerine getirilemez.
- Hücre yerine komple sistem farklı GTİP’lerden ithal edilmeye çalışılır.
- Yerli pack üreticileri ucuz hücreye erişemediği için komple ithal BESS karşısında zorlanır.
- Projeler ertelenir ve iç pazar oluşmadan üretim yatırımları atıl kalır.
Bu nedenle kısa süreli İGV sıfırlaması, doğru kurgulanırsa yerli üretime karşı değil; yerli pack ve sistem entegrasyon sanayisinin ucuz hücreye erişmesini sağlayan bir ara dönem politikası olabilir.
Fakat 31 Aralık’tan sonra yalnızca yüksek vergi duvarına geri dönülmesi yeterli değildir.
Bu süre içerisinde kamu otoritesinin şu sorulara cevap vermesi gerekir:
- Yerli hücre fabrikaları hangi tarihte ticari üretime geçecek?
- Gerçek üretim kapasitesi kaç GWh olacak?
- Hücrelerin çevrim ömrü ve garanti koşulları nedir?
- Üretimdeki yerli katma değer hangi seviyededir?
- Yerli üretim fiyatı uluslararası fiyatlara ne kadar yakındır?
- Yerli üretici iç pazar dışında nereye ihracat yapacaktır?
- Batarya geri dönüşüm ve ikinci ömür sistemi nasıl kurulacaktır?
- Teşvikler üretim hattına mı, gerçekten satılabilir hücre üretimine mi verilecektir?
Bu sorular cevaplanmadan uygulanacak yüksek İGV, sanayi politikası olmaktan çıkarak yalnızca yerli kullanıcının daha pahalı batarya satın aldığı bir mali koruma mekanizmasına dönüşebilir. 31 Aralaık’ta Yerli hücre arzı hedeflenen kalite ve miktara ulaşamadıysa ki büyük ihtimalle 6 aylık süre zarfında pek değişen bir şey olmayacak, bu nedenle girdi vergisinin bir anda yüzde 30’a çıkarılması yerli pack üreticisini de cezalandırabilir. Kademeli ve performansa bağlı bir geçiş modeli daha sağlıklı olacaktır.
Sonuç: Montaj sanayisi mi, ihracatçı batarya ekosistemi mi?
Türkiye’nin enerji depolama alanında gerçek bir fırsatı var. Depolamalı GES lisansları, yürürlükteki önlisanslar, müstakil depolama tesisleri, mevcut santrallere bütünleşik depolama ve lisanssız GES’lerin öz tüketim uygulamaları birlikte düşünüldüğünde, önümüzdeki yıllarda milyarlarca dolarlık bir batarya pazarı oluşabilir.
Ancak iç pazarın büyüklüğü tek başına sanayi başarısı değildir. Fotovoltaik panel örneği bize şunu öğretti:
İthal ürünü pahalılaştırmak, içeride fabrika kurulmasını sağlayabilir; fakat rekabetçi teknoloji, derin tedarik zinciri ve ihracat gücü kendiliğinden oluşmaz.
LFP hücrelere getirilen geçici İGV sıfırlaması bu nedenle doğru okunmalıdır. Bu düzenleme:
- yerli hücre üretiminin tamamlandığı anlamına gelmiyor,
- bütün bataryalara vergi muafiyeti getirmiyor,
- Türkiye’nin batarya sorununu çözmüyor.
Daha çok, hızlı büyüyen enerji depolama talebi ile henüz yeterli ölçeğe ulaşmamış yerli hücre sanayisi arasındaki boşluğu geçici olarak kapatıyor.
Bu nedenle asıl sınav 1 Ocak 2027’den sonra başlayacak. Türkiye yüksek gümrük duvarlarının arkasında ithal hücreyi kutulayan bir BESS montaj pazarı mı oluşturacak?
Yoksa hücre kimyasından yazılıma, aktif malzemeden geri dönüşüme, sistem entegrasyonundan ihracat finansmanına kadar uzanan gerçek bir batarya ekosistemi mi kuracak?
Bu sorunun cevabını gümrük vergisinin oranı değil; üretim ölçeği, teknoloji mülkiyeti, ürün performansı, maliyet rekabeti ve ihracat kabiliyeti belirleyecek.
Murat Güven
Enerji Yatırımları ve GES Danışmanlığı
www.muratguven.com | www.kaangokay.com
Not: Yazıda yer alan 2026 proje ve dış ticaret verileri, 11–12 Temmuz 2026 tarihli ekli veri setlerinden derlenmiştir. Önlisansların tamamının yatırıma dönüşeceği varsayılmamıştır. İGV istisnasının nedeni hakkında yapılan değerlendirmeler, düzenlemede açık bir gerekçe bulunmadığından piyasa ve mevzuat verilerine dayalı yorum niteliğindedir.
Murat Güven-Enerji-Üretim-Solar-Danışmanlık sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.






